Adana Barosu Çevre ve Kentleşme Komisyonumuz tarafından 5 Haziran Dünya Çevre Günü nedeniyle yapılan basın açıklamasında “Doğa ve insan yaşamı rant uğruna feda edilemez; Ekolojik önlemler derhal hayata geçirilmeli” mesajı verildi. Açıklamada; “Bir an evvel tüm hükümetler iklim krizinin önlenmesi için somut adımlar atmalı, rant ve talan düzenine dayalı çevre politikalarından vazgeçerek, insan yaşamını ve çevreyi odak alan çevre politikalarını esas almalıdır. İnsan yaşamı ve ekosistemdeki tüm canlıların yaşamı için çevreyi odak alan politikalar doğrultusunda acil yasal çalışmalar yapılıp, yerel yönetimler ve ülke geneli dahil olmak üzere her alanda derhal ekolojik yaşama geçiş adımları atılmalıdır.” denildi.

BASINA VE KAMUOYUNA

Ülkenin dört bir yanında, dereler, göller, denizler, ormanlar rant ve talan düzenine dayalı politikalar nedeniyle yok edilmeye terk edilmiş durumdayken; havasına, suyuna, toprağına özetle yaşam hakkına sahip çıkmaya çaba gösteren yurttaşlar kolluk kuvvetlerince engellenmeye çalışılıyor ve hatta üzerlerine ateş açılarak yaşam hakları hiçe sayılıyor. Kolluk, yaşam hakkını savunan yurttaşı değil, rant peşinde olan şirketleri koruyor.
Tüm dünyada benzer uygulamaların olması nedeniyle gezegenimiz can çekişiyor!

Hava kirliliği insan hayatını tehdit ediyor. Temiz Hava Hakkı Platformu’nun yeni yayımladığı çalışmaya göre, 2019 yılında hava kirliliği Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) kılavuz değerine indirilseydi tüm ölümlerin %7,9’u (31.476 ölüm) ve 2018 yılındaki tüm ölümlerin %12,13’ü (45.398 ölüm) önlenebilirdi. Avrupa Çevre Ajansı tarafından yayınlanan raporda ise Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde, yılda 400 binden fazla kişinin hava kirliliğine bağlı nedenlerle erken öldüğünü ortaya koydu. Dünya genelinde 15 yaşın altındaki çocukların yüzde 93'ü kirli hava soluyor. Hava kirleticilerinin, bir annenin plasentasını geçerek rahimdeki fetüslere kadar ulaşabileceğini ortaya koyan araştırmalar var. Dünya Sağlık Örgütü'ne göre, 2016'da 600 bin çocuk kirli havanın neden olduğu akut alt solunum yolu enfeksiyonları nedeniyle hayatını kaybetti. OECD'ye göre hava kirliliği nedeniyle 5 yaş altı çocuk ölüm hızı 2050 yılında yüzde 50 daha fazla olacak.

‘DENİZ SALYASI’ TEHLİKEYİ İŞARET EDİYOR

Su hayattır. WWF’in (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) Yaşayan Gezegen Raporu’na göre, 1970-2012 yılları arasında omurgalı canlı popülasyonlarında yaşanan en büyük azalma %81 ile sulak alan ekosistemlerinde meydana geldi. Türkiye’de son 50 yıl içinde, 3 Van Gölü büyüklüğünde (1,3 milyon hektar) sulak alan kaybedildi. Burdur, Isparta, Antalya, Afyonkarahisar ve Konya’nın güneyinde yoğunlaşan göllerin oluşturduğu Göller Bölgesi, bu unvanını kaybetmeye doğru ilerliyor.
Bölgedeki göllerin bazıları kurudu, bazıları da kurumaya yüz tuttu. Haritalarda Göller Bölgesi’ni gösteren mavi noktaların birçoğunun, yeni baskı atlaslarda yer almayacağı ifade edilmişti. Eğirdir Gölü de büyük tehlike altında. Türkiye’nin ikinci büyük tatlı su kaynağının su seviyesindeki düzenli azalma büyük endişe yaratıyor. Sebepleri ise gölden su çeken projeler. Son günlerde Marmara Denizini kaplayan deniz salyası da kirliliğin denizlerdeki yaşamı ne boyutta tehdit ettiğini somut bir şekilde göstermektedir. Dere yataklarına kurulan HES’ler, maden faaliyetleri ve denize hiçbir arıtmaya tabi tutulmadan dökülen sanayi atıkları su kirliliğinin ve kuraklığın başlıca nedenleri arasında yer alıyor.

COVİD-19’UN TEK SEBEBİ DOĞAYA VE ÇEVREYE KÖTÜ DAVRANMAMIZDIR

Toprak kirliliği, tarımsal mücadele ilaçlarının kullanımı, atıklar, yanlış tarım yapılması, zehirli ve tehlikeli maddelerin toprakta birikmesi, yanlış ve fazla gübre kullanımı sonucunda ortaya çıkmaktadır. Son yıllarda bunlara ek olarak çöp ithalatı da toprak kirliliği faktörleri arasına eklenmiştir.
Tüm bunların sonucu olarak dünyamız bugün iklim krizi ile karşı karşıyadır. Orman yangınları, çekirge istilaları, küresel bir hastalık olan Covid-19’un tek sebebi doğaya ve çevreye kötü davranmamızdır.
Yediğimiz yiyecekler, soluduğumuz hava, içtiğimiz su ve gezegenimizi yaşanabilir kılan iklim doğadan ve çevreden gelmektedir.
Bir an evvel tüm hükümetler iklim krizinin önlenmesi için somut adımlar atmalı, rant ve talan düzenine dayalı çevre politikalarından vazgeçerek, insan yaşamını ve çevreyi odak alan çevre politikalarını esas almalıdır. İnsan yaşamı ve ekosistemdeki tüm canlıların yaşamı için çevreyi odak alan politikalar doğrultusunda acil yasal çalışmalar yapılıp, yerel yönetimler ve ülke geneli dahil olmak üzere her alanda derhal ekolojik yaşama geçiş adımları atılmalıdır.