Doğu Akdeniz'de meydana gelen çevre felaketi ile ilgili çarpıcı ayrıntılar ortaya çıktı. Milliyet'ten Gökhan Karakaş'ın haberine göre 11 Şubat günü yaşanan felaket nedeniyle çalışmalar devam ederken, sahadaki ekiplerden gelen bilgiler üzüntüye neden oldu.  Kıyıdan 50 km kadar açıkta 9 tankerden birinden sızdığı düşünülen petrolün kaç ton olduğu ve ne kadarının deniz dibine indiği bilinmiyor. İsrail Doğa ve Parklar Kurumu, bu olayı ülke tarihinin en büyük çevre felaketlerinden biri olarak nitelendirdi. Sivil toplum kuruluşları, sahillerde petrole bulanmış kaplumbağa ve kuş ölülerine rastlanıldığını açıklarken katran öbeklerinin temizlenmesinin aylar, hatta yıllar almasından endişe ediliyor. Katran öbeklerinin nereden geldiği henüz bilinmiyor. İsrailli yetkililerin bu maddelerin bir gemiden gelmiş olma ihtimali üzerinde durduğu belirtiliyor.   

"ARIZAYI BİLDİRMEDİLER" 

Lübnan geçici Başbakanı Diab, konunun araştırılması için savunma ve çevre bakanlarının yanı sıra Ulusal Bilimsel Araştırma Konseyi’ni görevlendirdiklerini açıklamıştı. Lübnan heyetinin Birleşmiş Milletler’e resmi bir rapor hazırlayacakları öğrenilirken İsrail’in konuyla ilgili yayın yasağı alması olayın bir çevre felaketine dönüşmesi endişesini beraberinde getirdi. Soruşturma Avrupa Deniz Emniyeti Kurumu desteğiyle yürütülürken, İsrail Çevre Koruma Bakanı Gila Gamliel, “Ya gemiden suya petrol döktüler ya da bir arıza oldu ve bunu bildirmediler. Sorumlularını bulmak karmaşık bir süreç” dedi. 

TEHLİKE ÇANLARI ÇALIYOR

Doğu Akdeniz’in yoğun bir deniz trafiği etkisi altında olduğuna dikkat çeken Türk Deniz Araştırmaları Vakfı (TÜDAV), petrolün deniz ekosistemine büyük zarar verdiğini söyledi. TÜDAV açıklamasında şu ifadelere yer verildi:

“İsrail ve Lübnan sahillerindeki sızıntı son zamanlardaki en büyük çevresel felaketlerden biri. Bu olaydan Türkiye’nin de dersler çıkarması gerekmekte. Lübnan kıyılarında özellikle deniz kaplumbağalarının yumurtlama kumsallarında görülen katran, devlet kurumları, sivil toplum kuruluşları, gönüllüler ve belediyelerce temizlenmeye çalışılıyor. Beyrut sahillerine kadar kirliliğin etkileri görüldü. Denizde yaşayan deniz kuşları, balıklar, deniz kaplumbağaları gibi canlılar katrana bulandı. Hatta gönüllülerden bir kısmı solunum yetersizliğiyle hastaneye kaldırıldı. Denizlere karışan petrol parçalanıp havaya ve içme suyuna karışan, denizde çözünerek besin zincirine giren toksinlerle de kalıcı iz bırakacak.” 

DOĞU AKDENİZ PETROL MERKEZİ OLACAK 

TÜDAV’dan yapılan açıklamada, Akdeniz’in uluslararası sözleşmelerle koruma altına alınmış hassas bir deniz olduğuna işaret edilerek, “Akdeniz’i çevreleyen ülkelerin ve Uluslararası Denizcilik Örgütü’nün büyük bir gemi kazasında, düşmanlıkları bir yana bırakması gerekiyor. Kirliliğin azaltılması için gerçekçi adımlar atılmalı” dendi. “Ya bu petrol kirliliği bizim başımıza gelseydi?” sorusuna ve yanıtına yer verilen açıklamada, şu tespitlere yer verildi:

“Antalya veya Mersin kıyıları salgın sonunda, turistlerle doluyken böyle bir felaketle karşılaşsa ne olurdu? Doğu Akdeniz artık bir petrol merkezi olacak. Müdahale için hazır mıyız? Kâğıt üzerinde hazırız ama gerçekler kâğıt üzerindekine benzemiyor. Gönüllüler, sivil toplum kuruluşları, belediyeler ve AFAD personellerinin fedakarlıkları ile müdahale edilebilir. Üniversiteler ve STK’lar talep etmese doğal yaşam ve çevreye verilen zararlar ile ilgili bir uzman çağırmak kimsenin aklına gelmiyor. Ulusal Acil Müdahale Planı’nı uygulamaya başlamak gerekiyor.”