Türkiye’nin doğal zenginliklerinin başında gelen göller kuruyor, bölgelerin iklimi değişiyor. Kamusal duyarlılıkla hareket eden Milliyet Gazetesi ekibi, 3 bin 800 km yol yaparak yedi ilde 11 gölün izini sürdü. Göllerin neden kuruduğunu araştıran Milliyet ekibi konunun uzmanlarıyla, bölgede yaşayan halkla konuşarak hem sorunları hem de çözüm yollarını ortaya koydu. Ülkemizin coğrafi konumundan kaynaklanan zenginliğiyle 8 bin 333 km’lik kıyı şeridinde 177 bin 714 km uzunluğunda akarsuyu, 200’den fazla doğal gölü, bin 223 baraj gölü ya da göleti var.

YANLIŞ SU POLİTİKASI

Türkiye bu yüksek potansiyeline rağmen gelecekte su fakiri ülkeler arasına gireceği öngörüsü, iklim değişikliği kadar yanlış su politikalarının da yürütüldüğünü kanıtlıyor. İnsanoğlu, Paris İklim Anlaşması’yla geçmişteki hoyratlığını gidermek için çabalıyor. Fakat yağış azlığı ya da düzensizliğini oluşturan iklim değişikliğine; tarımsal vahşi sulama ve su israfı gibi bencillikler eklenince ülkemizin sulak alanlarında büyük kayıplar yaşanıyor. Dünyanın en zengin coğrafyalarından birinde kurulu ülkemizde doğal göl tanımının karşılığını veren 100’den fazla mavilik bulunuyor. Ne yazık ki çoğunluğu iklim değişikliğine bağlı yağış azlığı ve tarımsal sulama gibi nedenlerle yok olmak üzere.

5-10 yıl önce Eber Gölü’nün etrafındaki evlerinde kurbağa seslerinden uyuyamayan, kenarındaki sazlarından ördükleri sepetlerini balıklarla dolduran köylülerin gözleri; şimdilerde uçsuz bucaksız bir çöle bakarak doluyor. 800 yıl önce Nasreddin Hoca’nın ‘Ya Tutarsa’ ironik yaklaşımıyla maya çaldığı Akşehir Gölü’nün üzerinde angut kuşları artık uçmuyor.

 Sazlıklar büyümüyor kuşlar bile uçmuyor

7 RENKLİYDİ GRİLEŞTİ

Bir zamanlar 11 çeşit balığın yaşadığı bereketli havza Eğirdir Gölü’nde şimdilerde sadece 3 türün avlanması bölgenin ekonomisinde büyük kayıplar oluşturuyor. Avrupalı turistlerin binlerce kilometre uzaktan karavanlarıyla gelip pelikan ve sakarmekeleri gözlemlemek için dürbünleriyle ufkunu taradıkları Seyfe Gölü uçsuz bucaksız bir
Anadolu bozkırı.

Türkiye’nin en büyük ikinci tatlı su kaynağı olan Eğirdir Gölü, Akdeniz Bölgesi’ndeki Göller Yöresi’nin merkezinde yer alıyor. Birkaç yıl öncesine kadar ülkemiz gölleri içinde içilebilecek kalitede su içeren Eğirdir Gölü’nün yüzeyi Birinci Derece Sit Alanı. Göl uluslararası ölçülere göre A sınıfı sulak alan olarak değerlendiriliyor. Isparta ili sınırlarında yer alan ve Anadolu coğrafyasının bize sunduğu doğal zenginliklerin sembolü olan Eğirdir Gölü, şimdilerde pek çok tehlikeyle yüzleşiyor.

Sazlıklar büyümüyor kuşlar bile uçmuyor

Eğirdirliler, Gökhan Karakaş’a gölün kurumasına üzüldüklerini anlattı.

517 kilometrekarelik alanıyla Türkiye’nin en büyük dördüncü gölü unvanını koruyan Eğirdir Gölü, bir zamanlar biyolojik çeşitliliği ile dikkat çekiyordu. Balıkçılık kadar bölge ekonomisine katkısı olan başka bir su ürünleri çeşidi olan kerevit, deniz seviyesinden 950 metre yükseklikteki gölün sunduğu zenginlerden sadece biri. Fakat son yıllarda gölün taban suyunun derin kuyularla çekilmesi ve suyun tarımsal amaçlı kullanımı için kanallarla tarlalara verilmesi gölün en büyük tehdidi oldu. İklim değişikliğinin yıkıcı etkisi Barla Dağı ve Eğirdir Sivrisi Dağı gibi yüksek zirvelerdeki kar örtüsünün azalmasıyla zaten kendisini gösteriyor.

50 yıl önceki kar ve yağmur yağışının gözlenmediği bölgede kar suyuyla beslenemeyen Eğirdir Gölü, kaynak kıtlığı çekiyor. İklim değişikliğinin yıkıcı etkisine eklenen tarımsal vahşi sulama ve kuyularla yeraltı sularının kuyularla çekilmesi gölün jeolojik yapısını kolayca bozuyor. Yılda 250 bin ton elma üretimi yapan Eğirdir tarlalarının su ihtiyacı da gölden sağlanıyor. Göl aynı zamanda Isparta, Gönen, Uluborlu, Senirkent, Yalvaç, Gelendost ve Eğirdir ovalarının sulama ihtiyacı olarak kullanılıyor. Başta elma üretimi olmak üzere göl çevresinde yoğun şekilde tarımsal faaliyetler sürüyor. Kullanılan gübre ve ilaçlar gölü en çok kirleten unsurlardan biri. Gölün çevresinde yılda ortalama bin 500 ton azot, 800 ton fosfor ve 20 ton potasyum gübre kullanılıyor. Verim alabilmek için yılda 8 kez ilaçlama yapılırken 20 bin ton ilaçlı su ve binlerce ambalaj atığı açığa çıkıyor. Gübre ve ilaçlarla birlikte plastik kirliliği, Eğirdir Gölü Havzası’nın ciddi çevresel tehlikeler altında olduğunu kanıtlıyor.

Eğirdir Gölü’nün tarımsal sulama için hoyratça kullanıldığını söyleyen Süleyman Demirel Üniversitesi emekli öğretim üyesi ve Türkiye Tabiatını Koruma Derneği (TTKD) Bilim Danışmanı Dr. Erol Kesici kuruyan göl alanında ekibimizle inceleme yaptı. Eğirdir Gölü’nün kurumasına ve ekolojik yapısının bozulmasının ilk sebebi olarak gösterdiği tarımsal sulamanın, gölde su seviyesinin geçmiş yıllara oranla yüzde 30 azalttığını vurgulayan Dr. Erol Kesici, “Eğirdir, insan eliyle ekolojik yok oluşa sürükleniyor. Yanlış sulama politikasıyla göl özelliklerini yitiriyor” dedi.

Sazlıklar büyümüyor kuşlar bile uçmuyor

Türkiye’nin en büyük dördüncü gölü olan Eğirdir Gölü’nde bu görüntünün yerinde şimdi insanın içini acıtan bir manzara var.

‘AZOT BİRİKİMİ ARTIYOR’

1955 yılındaki balıklandırma çalışmalarında otçul levrek balığının göle bırakıldığını belirten Dr. Kesici sözlerini şöyle sürdürdü: “Çin sazanı adlı türün de bırakılmasıyla gölün dengesinin bozulma hızı arttı. Etçil sudak balığı, gölün ekolojik dengesi için çok önemli olan doğal temizlik işçileri sazan, eğrez, siraz, kavinne türü balıkları yok etti. Kirlilik gölün başka tehdidi. Azot birikimi artıyor ve hemen her yerinde siyonobakteri adlı mavi-yeşil alg karşımıza çıkıyor.  Yakın gelecekte çölleşecek göllerin başında Eğirdir gelecektir.”

‘GÖLÜN DERİNLİĞİ 2 METREYE İNDİ’

Gelendost Su Ürünleri Kooperatifi Başkanı Ömer Kolbaşı, suyun azalmasıyla birlikte ana ürün olan kerevit ve balığında azaldığını vurguladı. 114 kayıkla yapılan balıkçılığın kuraklık nedeniyle şimdilerde 65 kayık ile sürdüğünü söyleyen Kolbaşı, “Yılda 8 bin ton çıkan kerevit (tatlı su ıstakozu) şimdilerde bin tona kadar düştü. Eskisi gibi yağmayan kar kadar vahşi sulamanın yaygınlaşması ve açılan kuyular gölü kuruttu. Gölden bu kadar hoyratça su çekilmesi dengeyi bozdu. Eskiden 7-8 metre derinlik 1-2 metreye indi. Avlanmak için daha uzağa gidiyoruz, daha çok yol yapıyoruz daha az ürünle dönüyoruz. Kuraklığın en büyük etkisi balıkçılığa oluyor” diye anlattı.

‘SULAK ALANDI AMA OTLAK OLDU’

Eskiden keçi ve koyunlarını su içmeye getirdiği Eğirdir Gölü’nün şimdilerde bozkıra dönüştüğünü görmekten üzüntü duyduğunu söyleyen bölge sakini Halil Gürdal, su seviyesinin kuraklıkla çok düştüğünü belirtti. Çoban atalarının anlattığı suyun bol olduğu günleri hayal bile edemediğini belirten Gürdal, “Keçilerin yünlerinin verimi bile düştü. Suyun azalması rüzgârın bile başka esmesini sağlıyor. 5 yıl önce keçilerimizi suyla buluşturmak için daha az yürürdük, bataklık alanda hayvanlarımızı yitirmemek için her gün 4 km daha fazla yürüyoruz. Eskiden sulak olan alanları otlak olarak kullanıyoruz. Gölün her yerinden su içemedikleri için huzursuzlanan hayvanlar ve düşen verim bizi çok düşündürüyor” diye konuştu.Tarlasında domates, biber ve salatalık gibi pek çok ürünü yetiştiren çiftçi Süleyman Alptekin ise, kuraklığa en çok vahşi sulama yönteminin neden olduğunu düşünüyor. 

‘3 ÇOCUĞUM GÖLÜN KAZANCIYLA BÜYÜDÜ’

Gölün en eski balıkçılarından Menderes Kara, Kasım 2017’de PKK terör örgütünün pususunda şehit olan Sercan Kara’nın babası. 58 yaşındaki tecrübeli göl balıkçısı Menderes Kara, şunları söyledi: “3 çocuğumu bu göldeki kazancımla büyüttüm. Yanlış sulamayla suyumuz azaldı. Eskiden dağlardaki kar eridiğinde gölde bereket artardı artık kar da kalıcı olmuyor. Sulama kanalları önümüzden tarlalara doğru uzanıyor ve suyu çekiyor. Dağ suyu gelmediği gibi beslenemeyen göl artık kuruyor. Avlandığımız yerlerde derinlik bazen 1 metre. Derinlik olmadığı için balığı bulmak için daha uzağa gidiyor, daha çok vakit kaybedip daha çok yakıt yakıyoruz. Barajlaşma ve artezyen gibi tehditler suyun seviyesini düşürüyor.” (Milliyet)