erolsennur @ hotmail.com

 Avrupa Konseyi üyesi devletlerin dışişleri bakanları tarafından Roma'da 4.11.1950 tarihinde imzalanmış ve 3.9.1953 tarihinde yürürlüğe girmiştir. 2015 yılının mayıs ayı itibarıyla Avrupa Konseyi üyesi 47 devletin tümü sözleşmeye taraftır. Üye devletler Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı Resmi İnternet sitesinden aldığım bilgilere göre; Almanya, Andorra, Arnavutluk, Avusturya, Azerbaycan, Belçika, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Çekya, Danimarka, Ermenistan, Estonya, Finlandiya, Fransa, GKRY, Gürcistan, Hırvatistan, Hollanda, İngiltere, İrlanda, İspanya, İsveç, İsviçre, İtalya, İzlanda, Karadağ, Letonya, Lihtenştayn, Litvanya, Lüksemburg, Macaristan, Makedonya, Malta, Moldova, Monako, Norveç, Polonya, Portekiz, Romanya, Rusya, San Marino, Sırbistan, Slovakya, Slovenya, Türkiye, Ukrayna, Yunanistan.

Gözlemci üyeler: ABD, Japonya, Kanada, Meksika, Vatikan.

Türkiye kurucu üyedir.

     Türkiye sözleşmeyi 4.11.1950 tarihinde imzalanmıştır 10.3.1954 tarih ve 6366 sayılı onay kanunu, 19 .3.1954 tarih 8662 sayılı resmi gazetede yayımlanmıştır. Onay belgeleri 18.5.1954 tarihinde Avrupa Konseyi genel sekreterliğine tevdi edilmiş ve sözleşme Türkiye bakımından bu tarihte yürürlüğe girmiştir

  Sözleşmede İnsan Hakları Evrensel beyannamesinde güvence altına alınan Medeni ve siyasi hakların sınırlı bir bölümüne yer verilmiştir. Sınırlı haklar listesi daha sonra yürürlüğe giren protokollerle genişletilmiştir. 2015 yılı mayıs ayı itibarıyla sözleşmede ek 16 protokol bulunmaktadır. Sözleşmenin kapsamı protokollerde eklenen yeni haklarla genişlemektedir. Bu genişlemenin sadece protokolleri onaylayan devletler açısından söz konusu olacağı unutulmamalıdır

     Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin denetim organı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’dir. Avrupa Birliği'nin denetim organı Avrupa Adalet Divanıdır.

     Türkiye Anayasası'nın 90 nıncı  maddesi gereği,  imzaladığı ve usulüne uygun olarak yürürlüğe koyduğu  uluslararası sözleşmelerle bağlıdır. Avrupa Konseyi'ne üyelik sözleşmesi de Türkiye Cumhuriyeti'ni bağlı kılmaktadır.

     Avrupa Konseyi'nin denetim organı olan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne her üye devlet en azından bir hakim göndermek zorundadır. Hakim adayı üye devlet tarafından konseye bildirilir.  Konseyin yetkili organları hakim hakkında gerekli araştırmayı yaparlar. Uygun görülenler konseyde oylanır ve hakim seçilmiş olur.

     Avrupa Konseyi'ne seçilecek hakimler siyasi, dini, mezhepsel, ırksal, politik görüşü olan herhangi bir gazeteyi yanında gezdiriyorsa ya da televizyonu izliyorsa seçilemez. Bir örnek verelim : Yahudilerin dini inancına göre,  Yahudi olmayan herkes Yahudilerin kölesidir. Bu inançta olan bir Yahudi Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne hakim olarak  seçilecek olursa neler olabileceğini siz düşünün. Bir Yahudi'nin  Yahudi olmayan biri ile mahkemesinde durum ne olursa olsun, Yahudi olmayan kişi köledir zihniyetinden karar verebilecektir. Bu da ya adil olmayan bir karar çıkmasına neden olabilir ya da mahkemeleri kilitler. Ayrıca dini inancı nedeniyle herkes inançlarını yerine getirebilir, buna engel olunamaz diyelim. Türkiyedeki Yahudi kökenli vatandaşlar’’ Yahudi olmayan herkes, Yahudilerin kölesidir. Dini inancımız bunu emrediyor ‘’ derse, Türkiyede kaç kişi Yahudilerin kölesi olmayı  kabul edecek?

     Hindistan Avrupa Konseyi üyesi değildir. Türkiye’de, internetten yaptığım araştırmaya göre; çoğu uluslararası şirkette çalışan yaklaşık 250 Hindu yaşıyor, yaklaşık 100 Hindu aile vardır. Ancak Hindistan konseye üye olur ise dindar bir  Hintli  hakim ineklerin kutsallığından bahsederek , kırmızı eti yiyenlerin aleyhine karar verecektir. Hindular dini inançları gereği kırmızı et yiyenlerin öldürülmesi gerektiğini düşünürler. Her ne kadar ülkeyi yönetenler halka bunun yanlış olduğunu anlatmaya çalışsalardahi , yine de kırmızı et yiyenlerin öldürüldüğüne sıkça rastlanmaktadır. Hindu inancına mensup vatandaşlarımız ‘’ Kırmızı et yiyenlerin öldürülmeleri gerekir. İnancımız bunu emrediyor. Çünkü İnekler kutsaldır. Kırmızı et yiyenler , kutsalımıza hakaret etmekten daha kötüsünü yapıyorlar. Öldürüp, etini yiyorlar ‘’ derlerse, Türkiyede kaç kişi kırmızı et , dana-İnek eti yiyenlerin öldürülmesini kabul eder. İnekler kutsalınız olamaz denince, ‘’kutsalımıza siz karar veremezsiniz. Bizde sizin inançlarınıza karar veremeyiz ‘’ diyorlar.

     Adil olmak kadar, adil görünmekte iyidir.

     Bir kişinin dini inançları nedeniyle her şeyi yapamayacağı bu örneklerden anlaşılmaktadır. Bir insanın insan olması nedeniyle sahip olduğu haklar vardır. Bu haklar insan hakları sözleşmelerinde belirtilmektedir ve dini inançlara göre öncelik  taşımaktadır.

     Bu yazıyı okuyan Avukat arkadaşlarımdan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne hakim olarak gitmek istiyorlarsa;  kesinlikle politik,ırksal, mezhepsel, dinsel, gazeteleri yanlarında gezdirmemelerini ; Ayrıca televizyonlarda bu tür kanalları hiç kimsenin önünde izlememeleri gerekmektedir. Yalnızken izleyebilirler, okuyabilirler. Yargılamanın bir davacı bir de davalı tarafı vardır. Eğer hakimin belli bir politik, mezhepsel, ırksal, dinsel eğilimi olduğunu düşünürlerse, doğru karar verilse bile adalet duygusu incinmiş olur. Çünkü aleyhine karar verilen bu faktörlerin rol oynadığını düşünebilir.

     Türkiye ile ilgili bir şikayet,davavuku bulduğunda, Türkiye'den Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne giden hakimin olmadığı bir mahkemede yargılama yapılamaz. Bu açıdan düşünüldüğünde  hakim Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne gitmeden önce Türkiye'de hakimlik yapıyordu.

     Türkiye Avrupa Konseyi üyesi olmanın verdiği sıfatta Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uymak zorundadır. Bu kararlara uymayacaksa Avrupa Konseyi üyeliğinden ayrılması gerekmektedir.

     Ancak Türkiye; Avrupa Konseyinden ayrılıp ayrılmamaya  karar verirken Avrupa Konseyi'nin kuruluş amaçlarını ve sonuçlarını unutmamak gerekmektedir.

Kaynakça: İstanbul Bilgi Üniversitesi, Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı resmi internet sitesi