Adanaspor kendi evinde komşu şehrin Gazişehir FK takımını ağırladı ve puanlar paylaşıldı. Bu kadar eksikliklere karşın, güçlü rakip karşısında alınan bir puan altın değerindeydi, baklava tadındaydı...

Neden farklı iki yarı?

Maçın ilk yarısı, son derece temkinli oynayan iki takımın karşılaşmasıydı. Her iki takım da oynamaktan çok, oynatmama düşüncesindeydi. Böyle olunca da pozisyonsuz, zevksiz, adeta kalecilerin yere yatmadıkları bir ilk yarı izledim. İkinci yarı her iki takımda kazanma arzusunu sahaya yansıtınca, son derece zevkli, gollü ve bol pozisyonlu devre oldu. Maçın sonlarında her iki takımda oyun disiplinininden uzaklaşınca, orta alan çabuk geçildi, ceza alanları kritik pozisyonlara sahne oldu. Kazanabilirdik...Kaybedebilirdik...Maç sonunda kazandığımız bir puan, beni mutlu etti...

Zengin ve yoksul...

Bir tarafta mütevazi bütçeli takımımız...Diğer tarafta sırtını Sanko Holdinge dayamış zenginler kulübü...Futbolcuların aldıkları ücretler açısından bakıldığında aradaki fark, Gaziantep takımı lehine dudak uçuklatacak cinsten...Buna karşın takımımızın sahaya koyduğu mücadele, hiç te rakibinden aşağı kalır gibi değildi. Bütçe farkı sahaya yansımadı, kağıt üzerinde kaldı...

Haftanın, belki de ayın golü...

Maçın başarılı isimlerinden Gökhan Sazdağı, frikik atışında topun başına geçti. Öyle bir yere vurdu ki, top önce üst direğe çarptı sonra ağlarla buluştu. Maçın yayıncı kuruluşu az kamera ile çekim yaptığı için, doğru açıyı yakalayamadı. Maçın, haftanın belki de ayın en güzel golü, rakip takım hocası Mehmet Altıparmak’ında takdirini kazandı...

Oyuncuları teraziye koyarsak...

Kaleci İrfancan kazağı sırtına geçirdi, çıkarmamacasına...Karaçiç gibi övgüler yağdırdığım bir kaleci ile rekabete girmesi, Adanaspor’un kazancı... Pek iş düşmemesine karşın, kalede güven verdi...

Berkan uzun süredir forma giyemiyordu. Yokluktan yakaladığı şansı iyi kullandı. Rakibin en tehlikeli oyuncusu Del Valle karşısında zorlanmasına karşın, hata yapmadı. Ataklara katıldı. Başarılı buldum...

Abdülkadir, yokluktan stopere çekildi ve yadırgadı...Rakip takım forveti Poepon’un formsuzluğu, şansıydı...

Onur takımımızın savaşcısıydı, kesicisiydi, hava üstünlüğüydü, oyun kurucusuydu. Kısaca herşeyiydi...

Özkan, rakibin hızlı ve genç yeteneği Oğulcan karşısında başarılıydı. Dersine iyi çalışmış olacak ki, Oğulcan sağ dış ayakla adam geçme denemelerini, sol ayağını koyarak engelledi. Kademeye girdi. Hücumu düşünmedi. Oğulcan’ın attığı gol de, daha yakın olabilir, çabuk davranabilirdi...

Kenan- Hakan- Yener üçlüsünden oluşan orta alan mücadele anlamında, birbirlerine yakın oynama şablonunda ellerinden geleni yapıyorlar. Ama yetenek deyince, oyunun iki yönünü oynama deyince, dur orada... Orta alan oyuncuları, savunma görevlerini yerine getirdikleri kadar, skora da katkı da bulunmalılar. Bu üçlünün gole katkısı, sezon sonunda bir elin parmak sayısını geçmez...Oyunun sonuna doğru yorulmaları sonucu, orta alanımız yol geçen hanına döndü...

Kone’ye ayrı bir parantez açmak lazım...Mevcut güçlü fiziğini ve top saklama özelliklerini ön plana çıkarıp, arkadaşlarına duvar olması lazım. Zira bir forvet oyuncusunda aranan adam eksiltme, defans arkasına sprint, uzaktan şut çekme özellikleri yok. Yabancı oyuncu kotasını boş yere işgal ediyor...

Gökhan Sazdağı, takımımızı karşı kaleye taşıyan, dripling yapan, adam eksilten oyuncumuz...Topla biraz daha az oynaması, takım oyununu katkı demektir...

Ahmet Dereli uzun bir sakatlık döneminden döndüğü için, maç eksikliği ve fizik düşüklüğü hissedildi. Coşkun hoca da 45 dakika sonunda oyundan alarak Feczesin’e görev verdi. Feczesin oyundaysa mutlaka oyun planını, onu ceza alanında topla buluşturmak üzerine kurmalıdır...

Özetle...Geçen hafta Denizli karşısında 4 gol yiyerek lastik patlatmıştık...Değiştirdik lastiği, yolumuza devam ediyoruz...