Hafta sonunda İngiliz filozof Francis Bacon’ın Yeni Atlantis’ini okudum. Okyanusta fırtınadan yolunu kaybeden bir grup insan, tam da açlıktan ve çaresizlikten ölmek üzere iken bir adaya ulaşmayı başarırlar. Bu ada kimsenin bilmediği bir yerdir ve üzerinde hayli gelişmiş bir toplumsal hayat süren insanlar vardır. Gemi yolcularını misafir ederler, karınlarını doyururlar, hastaları tedavi ederler. Misafirlere tam anlamıyla güzel bir ev sahipliği yaparlar. Adadaki insanların ideal bir düzeni vardır ve F. Bacon, bu düzeni ideal bir devlet olarak takdim etmeye çalışır.

Yazarın Platon’un Devlet ve Thomas More’un Ütopya’sından esinlenerek ideal bir devlet düzeni olarak bu eseri yazdığı söyleniyor. Düzen o kadar memnuniyet vericidir ki, adanın “melekler adası” veya “düş ülkesi” olarak anıldığı dahi görülüyor. Adaya sığınan gemi efradı, kendilerine yardım eden görevlilere altın vs. vermek istediklerinde, görevliler bunu kesinlikle kabul etmiyorlar. Ada halkının en önemli özelliklerinden birisi rüşvet almamaktır. Görevliler, kendilerine teklif edilen altınları reddederken, bir iş için “çifte maaş” alamayacaklarını söylüyorlar. Bu durum birkaç defa tekrar ediyor ve her defasında “çifte maaş alamayız” diyorlar. Görevliler, devletlerinden maaş aldıkları için, verilen rüşveti ikinci maaş anlamında “çifte maaş” olarak görüyorlar ve reddediyorlar.

Burada bir parantez açıp, belirtelim ki, yazar F. Bacon İngiltere’de başyargıçlık yaparken rüşvet almak suçundan mahkum olmuş, kısa süre sonra serbest kalmakla birlikte, devletteki tüm görevlerini kaybetmiş, köşesine çekilmiş ve kendini felsefeye ve yazarlığa vermiş biridir. Yeni Atlantis’te sık sık yukarıda değindiğimiz rüşvet konusuna değinmesini de hayatındaki bu olaya bağlayanlar var.

F.Bacon’ın hayatındaki rüşvet parantezini kapatalım ve tekrar “çifte maaş” parantezini açalım. Kısaca değindiğimiz üzere, F. Bacon’ın ideal düzeninde “çifte maaş”ın bir rüşvet olduğu ve o devlette rüşvetin yerinin olmadığı anlatılmak isteniyor.

“Çifte maaş”ı duyunca lafı nereye getireceğimi tahmin etmişsinizdir. Son zamanlarda medyada bu konuda çok sayıda haber çıktı. Cumhurbaşkanı Başdanışmanının ve başkalarının da birden fazla yerden maaş aldığını okuduk.

Aslında bu tür haberler yeni değil. Çok eski bir gazete haberini buraya almak istiyorum. 9 Haziran 1960 tarihli Hürriyet gazetesinde çok küçük bir haber var. “4 yerden birden maaş alan partizan” başlıklı haberde; halen Yassıada’da bulunan sabık Buca Belediye Reisinin babasının asli vazifesinin DDY’nda makasçılık olduğu, aynı şahsın İzmir Belediyesi sağlık müdürlüğü ile temizlik müdürlüğünden, ayrıca Buca Belediyesinden her ay muntazam ücret aldığı yazılı. Bu haber ne kadar doğrudur bilemiyoruz. 27 Mayıs darbesinden 12 gün sonrasına ait bir haber olması onu kuşkulu duruma getiriyor. Çünkü o günlerde Demokrat Parti aleyhindeki yalan haberleri yazmak serbest, lehindeki doğru haberleri yazmak ise yasaktı/mümkün değildi. Elbette haberin doğru olma ihtimali de var.

Günümüze gelecek olursak, ülkede işsizliğin çok yaygın olduğu, bunların büyük kısmını da üniversiteli işsizlerin oluşturduğu bir gerçek. Böyle bir ortamda birden fazla yerden ücret/maaş almak vicdanları rahatsız ediyor. Bu eleştirimizin sadece iktidar partisine yönelik olduğu sanılmasın, muhalefet partilerinde olan belediyelerde de benzer durumlar olduğu biliniyor. Nitekim medyaya yansıyan haberler üzerine bu konuda prensip kararı alan partiler de oldu.

En taze haber ise RTÜK Başkanı ile ilgili. Kurumun üyesi olan gazeteci Faruk Bildirici, RTÜK Başkanının üç yerden (RTÜK, TÜRKSAT, Basın İlan Kurumu) maaş aldığını ve bunun yasaya da uygun olmadığını belirten açıklamalar yaptı: Bunun üzerine Başkan da harekete geçerek AKP ve MHP temsilcisi üyelerin oyu ile Faruk Bildirici’nin RTÜK üyeliğini düşürdü. Anlaşılıyor ki, RTÜK Başkanı, üç yerden maaş almasının kamuoyuna açıklanmasından rahatsız olmuş.

Bacon’ın ideal devletinde “çift maaş” rüşvet olarak değerlendirilmişti. Bizim RTÜK Başkanını bu açıdan değerlendirecek olursak, “çift maaş”tan küçük bir farkı var; “benimki çift maaş değil, üç maaş” diyebilir. Öyle ya, üç sayısı çift değil, tek sayı! Böyle bir savunma ilahi adalette nasıl karşılık bulur bilemiyoruz. En iyisi “sayın” Başkanı kamuoyunun ve vicdanların takdirine bırakmak!