Dünyanın en çekici, en renkli, ama o kadar da zor olan gazetecilik mesleği için ustalarımız şöyle der;

 “GAZETECİ OLUNMAZ, GAZETECİ DOĞULUR”…

Bu sözün gerçekliğini sadece bu mesleği yapanlar somut olarak anlar…

Yani, gerçekten gazetecilik asla ANLATILAMAZ SADECE YAŞANIR…

Çünkü gazetecinin çalışma saatini belli değildir;

Her anı çelişki ve sürprizlerle dolu zor meslektir…

“HER GAZETECİ ÇEKTİĞİ FOTOĞRAF: YAPTIĞI HABERLERLE” çağının tanığıdır…

Gerçek gazeteci, çalıştığı sürece, her türlü tehlike, risk ve saldırılara sonuna kadar açıktır;

Yani asla hesapta olmayan her an inanılmaz şok edebilecek sıkıntılarla karşılaşarak yaşayabilir…

45 yılı aşan meslek hayatımda sayısız risk, tehdit, saldırılarla karşılaştım…

Kafama dayanan silahlar, boğazımı kesmek isteyen bıçaklı tehlikelerle defalarca karşılaştım;

Asla korkmadım, çekinmedim, haklı olduğuma inandığım konularda her daim daha inançlı ve onurlu biçimde mesleğime devam ettim…

Bu nedenle yazdığım makalelerim, radyo ve televizyon programlarımla hala ayaktayım…

Bin defa da dünyaya gelsem aynı mesleğimi yaparım…

Olayın başka boyutuna gelince;

Dışarıdan bakılınca çok kolay, popüler, renkli görünen gazetecilik mesleği;

Ortaokul, lise, üniversite dönemlerinde gençlerin hayallerini süsler;

-Bende gazeteci olmak istiyorum, en güzelini de yapabilirim;

-Bende televizyon programları yapabilirim;

-Parti liderleri, vali, belediye başkanlarıyla görüşüp haberlerini hazırlayabilirim denir…

Ama bu iş dışarıdan göründüğü kadar kolay değildir;

Böyle düşünüp gazeteciliği meslek edinmek isteyen sayısız insanlarla karşılaştım, hatta birlikte de çalıştım;

Birkaç ay, belki de bir iki yıl sonra nefesleri kesildi;

Mesleğin zorluklarıyla karşılaşınca risklerine dayanamadılar…

Tehlikelerini görünce kaçıp vazgeçip gittiler…

Gazetenin, televizyonun bir kapısından girip, diğerinden çıkıp gittiler…

Gazeteciliğe başladığım 1970’li yılların ikinci yarısından bu güne kadar;

Mesleğini cesaretle ve en iyi şekilde yaparak günümüze kadar getiren arkadaşlarımın sayısı;

Bir elin parmakları kadardır, belki daha da azdır…

Çok akıllı bir filozof diyor ki;

“SEVDİĞİ İŞİ YAPAN İNSAN ÖMÜR BOYU ÇALIŞMAMIŞ SAYILIR; HEP TATİL YAPMIŞTIR” bu söz inanılmaz şekilde muhteşemdir…

Samimi olarak itiraf edebilirim ki;

Bu şansı yakalayıp yaşayan ender insanlardan birisiyim…

GAZETECİLİĞİN DEĞİŞMEZ VAZGEÇİLMEZ BAZI ÖLÇÜLERİ ŞÖYLEDİR;

Akıllı gazeteci bilgi edinme konusunda kendiyle yarış halindedir…

Bir gün önceki düşünceleriyle bir gün sonraki mutlaka daha ileride ve üstün olmalıdır…

Akıllı gazetecinin partisi yoktur, olmaz ve olmamalıdır…

İletişim kurduğu insanlar arasında renk, cins, dil, din, tip, parti, mezhep, sosyal statü, ekonomik güç gibi ayrım yapmamalıdır…

Herhangi bir otorite ya da yetkili kişiye “BANA BİR EMRİNİZ VAR MI?” sözünü meslek hayatı boyunca asla söylememelidir…

Sürekli okumalı, bilgece gözlemeli, bilgisini ve olaylara bakışını her daim yenilemelidir…

Çağın ortaya çıkarttığı teknolojiyi ustaca ve sonuna kadar başarıyla kullanmalıdır…

Olaylar karşısında sürekli objektif, nesnel düşünmelidir…

Her daim doğrunun, gerçeğin peşinden koşan tarafsız en tarafsız kişi olmalıdır…

İşte o zaman gazeteci toplumun gerçekten gözü, kulağı, sesi, nefesi olur…

Haksızlıkların karşısında kayalar gibi durur;

“YEL KAYADAN NE KOPARTIR Kİ?” özdeyişine uygun yaşayan ve mesleğini aşkla yapan en güçlü kişi olur…

Bu pencereden bakınca ben de;

Belgeye dayanan haberleri yazmaktan, ya da televizyon ekranlarında, radyo mikrofonlarında anlatmaktan bir an bile geri durmadım…

İstanbul Hürriyet Gazetesi’nde çalışırken bir gazeteci büyüğümüz şöyle demişti;

-POLİS JOBUNDAN, JANDARMA DİPÇİĞİNDEN KORKAN KİŞİ GAZETECİ OLAMAZ…

Çalıştığım tüm gazetelerde televizyonlarda bu türlü sayısız olaylar yaşadım;

Hiçbir koşulda asla yılmadım, çekinmedim, korkmadım, geri adım atmadım…

45 yılı aşan meslek hayatım boyunca;

“BASIN SUÇU” diye tanımlanan 27 davadan 10 boyunca yargıladım…

Bugünkü parayla 500 milyar liraya kadar tazminat, 500 yıla kadar hapis cezası istemiyle defalarca hâkim karşısını çıktım…

Haklı olduğum için tüm davalardan beraat ettim…

Düşüncelerimden asla geri adım atmadım, bildiğim yoldan, aklın ve bilginin aydınlığından sürekli ilerledim…

Olayın başka boyutuna gelince;

Hürriyet Gazetesinin Adana Bürosunda başladığım mesleğimin ilk günlerinde;

Akıllı ve usta bir gazeteci abi şöyle demişti;

-Abdulkadir yavrucuğum, unutma gazeteci arşivcidir; bu gün önemli görmediği, sıradan bulduğu bir fotoğraf, bir belge 15-20 yıl sonra çok değerli olabilir… Kendine sürekli arşiv yap…

O günden sonra yaşadığım her olay ve altına imza attığım her işi bu pencereden değerlendirdim;

Meslek hayatım boyunca çektiğim her fotoğrafta, yazdığım her haberde aslında böylece;

Hem kendi hayatımın,

Hem yaşadığım kentin,

Hem ülkemin, bölgemin ve hem de çağımın;

Birinci derecede tanığı olduğumu fark ettim…

O günden başlamak üzere kendi arşivimi oluşturup günlüklerimi düzenli şekilde tuttum…

Gerek gazetecilik, gerek 1991 yılında özel televizyonların hayatımıza girmesiyle;

Üç televizyon kanalında 25 yılda 5 bine yakın program ürettim…

Oluşan muhteşem arşivimi de 2016 yılında Adana Alpaslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesine bağışladım…

Adananın bölgenin ve ülkemizin hafızasını oluşturun arşivim; şu anda hızla dijital ortama dönüştürülüyor…

Üniversite 2022 yılı içinde ABDULKADİR KAÇAR’IN ARŞİVİ diye halka sunulacak…

Yani ileride Adana’nın ve bölgenin medya tarihini yazacak kişilere büyük bir arşiv oluşturduğuma her zaman çok inandım…

Olaya başka bir boyuttan bakınca;

Gerçek gazeteci için mesleğinin sadece başladığı tarihi vardır;

Asla bitiş tarihi yoktur;

Gerçek gazeteci kendini olgunlaştırma ve bilgilerini topluma yansıtma görevini mezarına kadar devam ettirir…

Öyle ki, bir dönem koşarak, kendiyle yarışarak aktif şekilde çalıştığı dönemde;

Gazeteci hem zaman hem de bilgi fakiridir;

Ama emekli olma yaşına ulaştığında ise inanılmaz geniş bir zamana, sonsuz bir bilgi birikimine sahip olmuştur…

İşte o dönemde de; meslek hayatı boyunca oluşturduğu tüm birikimlerini artık kitaplaştırma ve yayınlama halka sunma aşamasına ulaşır…

Çağında tanıklık ettiği olayları gerek yazdığı haberleri, gerek günlüklerinde yeni bilgilerle harmanlayıp kuşaklar boyunca anılabilecek eserlere dönüştürebilir…

Gazetecilikte insan mesleğe başlar; görevi ise sadece mezarda biter…