Birkaç gün önce torunum için “Bu Ne Gürültü Patırtı” isimli bir çocuk kitabı aldım. Kitabı okuyan Ayşe Beren’e sordum, o da anlattı. Kitap havai fişeklerin çevreye verdiği zararları anlatıyormuş. Ayşe Beren’in dediğine göre, kuşları rahatsız ediyor, kanatlarını kırıyor, onları öldürüyormuş.

Gece törenlerine görkemlilik kazandıran havai fişeklerin gökyüzünde oluşturduğu muhteşem manzarayı seyretmeyi seviyoruz ama bunun doğaya ve özellikle de kuşlara verdiği zarardan habersiziz. Ben de önceleri bunun farkında değildim. Ayşe Beren’in anlattıklarını duyunca evimizdeki kedinin havai fişekler patladığı zamanki tepkisini hatırladım. Peş peşe gelen patlama sesleri ve gürültüyü duyan zavallı kedi, evin içinde kaçacak yer arıyor, masa ve koltukların altına, ya da bulabildiği karanlık bir köşeye gizleniyordu.

Düğün törenlerinin vazgeçilmezi haline gelen havai fişek gösterileri, özellikle de millî bayramlarda gecelerimizi süslüyor. Mersin sahilindeki yazlıklarda 30 Ağustos gecesinde yan yana olan her site kendi başınahavai fişekleri patlatıyor. Bütün sahil boyunca site önlerinden gökyüzüne fırlayarak muhteşem ışıklar saçanfişekler barut kokusu ve gürültü eşliğinde bizleri neşelendiriyor.

Ama unuttuğumuz  bir şey var ki, artık bunu düşünmenin ve konuşmanın zamanı geldi ve geçiyor. Bu fişeklerdeki kimyasalların havayı kirlettiğini, yere inip toprağa, suya sızdığı gerçeğini artık kabul etmemiz gerekiyor. Soluduğumuz havadan ve içtiğimiz sudan bahsediyoruz. Gürültünün ise kuşlarda, kedi ve köpeklerde kalıcı hasar bıraktığını uzmanlar söylüyor. Kuşlara verdiği zarar anlatmakla bitecek kadar değil. Kanatları kırılıyor, ölüyorlar, bölgeyi terk etmek zorunda kalıyorlar. Kuşların göç yolu üzerinde bulunan İstanbul Boğaziçi’ndeki havai fişek gösterileri bu hayvanların yolculuğunu faciaya dönüştürüyor.

Bayramlarımızı da kutlamayalım mı diye itiraz edenler olabilir. Elbette bayramlarımızı kutlayalım ama bu şekilde kutlamayalım. Doğaya zarar vererek yapılan kutlamanın değeri olmaz. Kutlamamızın değerli ve anlamlı olmasını istiyorsak, zararsız kutlama yapmalıyız. Bir an için askere gidenler için yapılan magandavarikutlamaları düşünün; yol kesmeler, trafiği aksatmalar, silah sıkmalar… Bunların medeni yaşantıda yeri yok. Farkında değiliz ama havai fişek gösterisi de bu magandalığın bir başka versiyonu. İnsanın içindeki gösteri ve gösteriş hastalığının dışa vurumu..

Bu kadar laftan sonra, Sakarya’da havai fişek fabrikasındaki patlamaya gelebiliriz. Basından öğrendiğimize göre, daha önce defalarca patlama olan bir fabrika. Her patlamadan sonra isim değiştiren şirket faaliyetine devam etmiş. Son patlamada şimdilik 4 işçi ölmüş, 97 yaralı var. Bazı kayıp işçiler aranıyormuş.

Sahibi Sakarya MÜSİAD başkanıymış. Belli ki, adama toleranslı davranılıyor ve korunuyor. MÜSİAD Genel Başkanı bile fabrika sahibine moral vermek için Sakarya’ya gelmiş ve moral yemeği yemişler (Bak: 05.07.2020, Karar Gazetesi). Sosyal medyada yemek masası görüntüleri tepki çekince bu resimleri kaldırmışlar.

İş sağlığı ve güvenliği ile ilgili bir yasamız var ve bu tür işyerleri çok tehlikeli olduğu için daha sıkı kontrol edilmeli. Bugün avukat ofisi gibi iş kazası olma ihtimali en az olan yerler için dahi bu yasa sorumluluk getirirken, patlayıcı madde imal eden ve defalarca patlayan fabrikanın yandaş olduğu ve göz yumulduğu anlaşılıyor.

Bir müvekkilimizin görevi olmayan bir iş yaptırılırken, iş kazası sonucu yüzünde derin yara izi oluşmuştu ve kazayı gizlemek için işyeri kurnazlığa başvurmuştu. Bununla ilgili sosyal medyada bir paylaşım yaptığım zaman trol kafalı biri bana cevap verirken, “artık her iş kazasının kayıt altına alındığını, bir çizik bile olsa devletin gözünden kaçmadığını” yazarak beni güldürmüş ve “Çizik” başlıklı bir köşe yazısı kaleme almama vesile olmuştu.

Demem o ki, iş sağlığı ve güvenliği önlemleri ne yazık ki, iyi uygulanmıyor. Ofis gibi işyerleri ceza baskısı altında tutulurken, maden ocaklarında yüzlerce işçi ölüyor, havai fişek fabrikasında canlar gidiyor.

Havai fişek üretimine de kullanılmasına da sıkı önlemler gerekiyor. Bu bağlamda İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası’nın objektif ve etkin uygulanmasının sağlanmasını gündemden düşürmemek lazım. Çocuklarımıza, torunlarımıza bırakacağımız doğa bizden çok, bizim dostlarımız olan hayvanların yaşam alanıdır. Doğayı hayvanlarla paylaşmamız gerektiğini unutmayalım.