Başkanlık sisteminin bürokrasiyi hantallıktan kurtaracağı, alınan kararların çabucak uygulanacağı, sistemin ayak bağının çözüleceği ve bundan böyle engel çıkartamayacağı, daha aktif karar alınacağı ve daha aktif uygulanacağı savunulmuştu.

Bazı örnekleri görünce haklı olduklarını anladım! Gerçekten de kuralları eğip bükerek,  kurallara uygun olmayanlar için, kuralları “bizimkiler” için uygun hale getirdiklerini görünce hem haklı (!) ve hem de ne demek istediklerini anlamış olduk. Önce, demokrasinin ve hukukun olmadığı dikta ile yönetilen iki ülkeden örnek vermek istiyorum.

Tacikistan'da ülkeyi 28 yıldır Rahman isimli bir Başkan yönetiyor. Adamın 29 yaşındaki oğlu Başkanlık için hazırlanıyormuş! Bu çocuğun yaşı tutsun diye Anayasa referandumu yapılmış ve halk yüzde 94 oranında onay vermiş!Gerçi referandumla ilgili bazı eleştiriler varmış ama olsun, adamlar kitabına uydurmuşlar! Adamın durumu kurala uymuyorsa, kuralı adamın durumuna uydurdular!

Bu haberi okuyunca benzer bir durumun Suriye'de yaşandığını hatırladım.
Hafız Esad 2000 yılında öldüğünde, yerine hazırladıkları Beşar Esad 35 yaşındaydı ve Başkan seçilebilmesi için 40 yaş sınırı vardı!Hemen meclisi toplayıp seçilme yaşını 34'e indirdiler! Kitabına uydurdular yani! Hatta Beşar Esad seçildikten sonra yeniden 40 yaş sınırına çektiler! Burada da kuralı adama uyarladılar!

Hukuk ve demokrasinin olmadığı yerlerde olur böyle şeyler diyeceksiniz! Mesela "ileri demokrasi"de yaşadığımız için bizde böyle şeyler olmaz diyeceksiniz!Şimdi, bir bakalım, oluyor mu olmuyor mu!

İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa’ya rektör atanacaktı. Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın yakın arkadaşı olduğu söylenen Prof. Dr. Nuri Aydın bu iş için düşünülüyordu. Ama Nuri’nin ufak bir eksiği vardı. Rektör olmak için üç yıllık profesör olmak şartına karşılık, Nuri henüz bir yıllıktı! Üç yıllık şart, hemen Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile değiştirildi, Nuri rektör yapıldı ve bu atamadan bir gün sonra da Kararnamede değişiklik yapılarak, üç yıllık şart yeniden getirildi. Nuri’nin boyu kanuna uymuyorsa, kanunu Nuri’nin boyuna uydurdular, oldu bitti!

Bitmedi, dahası var! Ankara Hacı Bayram Veli Üniversitesi’ne rektör olarak düşünülen “bizim çocuk” Doç. Dr. Yusuf Tekin’di. Yusuf’u önce profesör yapmak, arkasından da rektör yapmak lazımdı!

Bürokrasi o kadar hızlı ilerledi ki, şaşarsınız! Profesörlük için kadro ilân edilmesi, kadroya başvurma, jüri üyelerinin seçimi, jüri üyelerinin raporlarını vermesi, üniversite yönetim kurulunun teklif etmesi, Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Rektörü’nün Yusuf Tekin’i profesörlüğe ataması jet hızıyla yapıldı.

Henüz üç beş günlük belki bir aylık taze profesör Yusuf’un rektör olması için üç yıllık şartı aşmaya gelmişti sıra! Zaten Nuri olayında tecrübe de kazanmış olanlar, 13 Eylül’de Cumhurbaşkanı Kararnamesi ile üç yıllık şartı kaldırdılar, 14 Eylül’de Yusuf’u rektör olarak atadılar!

Bu atamalarla ilgili daha geniş bilgi edinmek isteyenler, Anayasa Hukukçusu Prof. Dr. Kemal Gözler’in“Türkiye Nereye Gidiyor” isimli yeni kitabının 527-531 sayfalarına bakabilirler. Aynı kitabın 567-570 sayfaları da konu ile ilgili. Kemal Gözler Hoca kitabında bu konuları “Kişiye Özel Düzenlemeler Sorunu” başlığı altında incelemiş. Merak edenler, Kararname değişikliklerini ve atama kararlarını Resmi Gazete’nin tarih ve numarası ile bu kitaptan takip edebilirler.Kemal Hoca, “bu değişikliklerin Nuri Aydın ve Yusuf Tekin için değil, kamu yararı için yapıldığını Türk Milletine ikna edici bir şekilde açıklamalıdırlar” diyor. Ve devam ediyor;

“Ne kadar kötü olurlarsa olsunlar, kanun ve kararnamelere saygı duyulur; çünkü onlar geneldir. Kanun ve kararnamelerin genelliği ilkesi zedelenirse, Türkiye’de hukuka saygı sona erer; haberiniz olsun!”

Biz Tacikistan ve Suriye gibi ülkeleri eleştiriyoruz ama, bizimkilerin de onlardan aşağı kalır yanı yok! Tam bir hukuk cambazlığı!