Hemen belirtelim ki, “bankamatikçi” kavramı hukukî bir kavram değildir. Ama çalışma hayatında ve özellikle de mahalli seçimler öncesinde ve sonrasında çok sık duyduğumuz bir kavram.

“Bankamitkçi” denilen kişi, bir kamu kurumundan ücret alan, ancak fiilen çalışmayan kişidir. Katlandığı tek zahmet, ücretini almak için bankamatiğe kadar gidecek olmasıdır. Az şey değil, evden, yattığın yerden kalkacaksın, caddeleri sokakları adımlayacaksın, bankamatiğe gidene kadar kıçından ter akacak! Ve bu kadar zahmetten sonra da kartını sokup, parayı çıkarıp cebe atacaksın!

Bu kadar ter akıttıktan sonra da o parayı canı gönülden harcayacaksın! Bu kadar zahmete değer doğrusu! Helali hoş olsun! Şaka bir yana.. Bu konu bir kısım belediyeleri yakından ilgilendirmektedir. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyen, 80 milyonun ödediği vergiden yiyen bu asalaklar daha çok belediyelerde kümelenmiştir. Benim de bir zamanlar çalıştığım bir kurumda bu türün varlığını görmüştük. Yetkili olduğum bir dönemde, bir asalağın hem çalıştığımız kurumdan ve hem de Belediyeden ücret aldığını tespit etmiş ve işine son vermiştik.

Bunlar genellikle sırtını iktidar partisine veya o kurumu elinde tutan siyasi partiye dayarlar. Arkaları güçlüdür. Ya falanca müdürün akrabası, ya filanca amirin kankası, ya da birilerinin sevgilisidir. Basında okuyoruz, falanca partinin sekreteri falanca belediyeden ücret alıyormuş! Burada şu ya da bu partiyi suçlamak istemeyiz. Bunu yapanların hepsini suçluyoruz.

El değiştiren belediyelerde bu konu önümüzdeki günlerde kamu oyunu meşgul edecek gibi görünüyor. Yeni Başkanlar gerçekten hakkaniyetten yana isler, bunların derhal ilişkilerini kesmelidirler. Ancak şu da bir gerçek ki, bu türün en belirgin vasfı, yeni seçilenlerden de arkalarını dayayacak bir dayı bulmakta pek mahir olmalarıdır. Umarız ki, yeni seçilen Başkanlar bunların cambazlıklarına aldanmazlar!

Bankamatikçileri iki gruba ayırmak lâzım. İlki “öz bankamatikçiler,” ikincisi “yoz bankamatikçler”dir. Birinci gruptakiler hiçbir yerde çalışmadığı halde ücret alanlar. İkinci gruptakiler ise, genellikle bir siyasi partide çalışmakta ve ücretinin kamu kurumundan (genellikle de belediyeden) almaktadırlar.

Bizim İş Kanunumuzda “ücretin bir iş karşılığı” olduğu yazılıdır (İş Kn. md. 32/1).  Ücret, iş karşılığı olduğuna göre, hiç çalışmadan ücret alan birinci gruptaki “öz bankamatikçiler” tamamen yasa dışı bir durumdadır. Bunlar sadece haksız ücret almakla kalmayıp, aynı zamanda kamu kurumu (belediye) tarafından SGK’ya sigorta primleri de ödenen kişiler olduğundan, SGK’nın tanıdığı haklardan da (emeklilik vs. gibi) haksız şekilde yararlanmaktadırlar.

Hiç çalışmadan ücret alan “öz bankamatikçiler”in, ilgili belediyeler tarafından hemen inceleme ve soruşturma konusu yapılması, gerekli tutanakların ve raporların düzenlenmesi, bu raporların işe son vermeye yetkili makama iletildiği andan itibaren de 6 iş günü içinde (İş Kn. md. 26), derhal “ahlâk ve iyi niyet kurallarına uymayan haller ve benzerleri” sebebi ile tazminatsız (İş Kn. md. 25/II) yolcu edilmeleri gerekir. Bu işleri düzgün şekilde, yasalara uygun olmayacak biçimde ve yasal süreyi kaçırarak yapanların bu adamlara bir de tazminat ödemek zorunda kalabileceklerini de hatırlatmakta fayda var.

İkinci gruptakiler, fiilen siyasi partide sekreterlik, çaycılık vs. gibi işleri yapan ve ücretini belediyeden veya belediyenin şirketinden alan “yoz bankamatikçiler”dir. Ücretin mutlaka hizmet edilen işveren tarafından ödenmesi şart olmayıp, “üçüncü kişiler tarafından da ödenebileceği” İş Kanununda belirtilmiştir (İş Kn. md. 32/1). Bu yönüyle yasaya uygun gibi görünse de, burada da ciddi sorunlar var. Bir işverenin işçisinin bir başka işyerine hizmet etmesi açısından bakılacak olursa, İş Kanununun 7. maddesindeki “Geçici iş ilişkisi” kapsamına girip girmediğine bakmak lazım. Geçici iş ilişkisinde, “özel istihdam bürosu, holding bünyesi içinde veya aynı şirketler topluluğunda” olması gerekir (İş Kn. md. 7/1). Eleştirdiğimiz ilişki, bu yasa maddesine uygun düşmüyor. Kaldı ki, 7. maddede başka şartlar da var, örneğin süre sınırlaması gibi. Kısacası partide görev yapıp, belediyeden ücret almak yasaya uygun düşmemektedir. Belediyelerin bu kişilerin durumunu titizlikle takip edip yine İş Kanunu 25/II’ye göre işlerine son verebileceği kanaatini taşıyoruz, ancak bunların fiilen hizmet ettikleri işverenlerden (örneğimizde siyasal partiden) haklarını talep edebileceklerini de düşünüyoruz.  

Fiili çalışması olmayan “öz bankamatikçiler”in durumunun SGK açısından da değerlendirmeye alınması gerektiği kanaatindeyiz. SGK, incelemelerinde fiili çalışması olmadığını tespit ettiği kişilerin sigortalılıklarını iptal edebilmektedir. Hatta emekli olmuş (yaşlılık aylığı bağlanmış) kişilerde dahi, fiili çalışma olmadığı tespit edilenlerde iptal kararı verilmekle yetinilmeyerek, aldığı emekli maaşları da geri istenebilmektedir. Belediyelerin, “öz bakmatikçiler”le ilgili SGK’yı ilgilendiren hususları SGK ile birlikte yürütmesinde yarar var, zira bu durum çalıştırmadığı halde ücret ödeyen belediyeleri idari para cezası ile karşı karşıya bırakabilir.

Emek kutsaldır. Bu asalakları cezasız bırakmak, ekmeğini emeği ile kazananları cezalandırmak anlamına gelir. Belediye Başkanlarından halk adına talebimiz asalakların derhal kovulmasıdır. Bunu yapmazsanız, sizi seçen halk bir gün sizi de cezalandırır!