Öncelikle şu hususun altını çizelim; saygılı olmak bir erdemdir ve ülkenin Cumhurbaşkanını beğenmesek de ondan bahsederken saygısız bir üslup kullanmak onaylanacak bir davranış değildir. Elbette aynı davranışı Cumhurbaşkanından beklemek de bireylerin hakkıdır. Ülkenin en üst düzey yöneticisi olan Cumhurbaşkanı, muhalefeti de yurttaşları da ötekileştiren bir dil kullanmamalı. Ceza yasamızın 299. maddesinde düzenlenmiş olan Cumhurbaşkanına hakaret suçunun da bu bağlamda ele alınması gerekir.

Son üç Cumhurbaşkanına hakaret davalarının istatistiksel dökümü bu konuda fikir verecek mahiyettedir. Onuncu Cumhurbaşkanı Sayın Ahmet Necdet Sezer’e hakaretten açılan dava sayısının 50 olduğunu görüyoruz. Bu rakam 11. Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül döneminde 706 olarak gerçekleşmiş. Sayın Tayyip Erdoğan döneninde ise sayının aniden ve büyük bir sıçrama gösterdiğini görüyoruz. Tayyip Bey’e hakaret konusunda savcılar 128.872 soruşturma dosyası açmış. Bunların 27.824 tanesi davaya dönüşmüş, 9.556 davada mahkumiyet kararı verilmiş (Kaynak: gazeteduvar).

Diğer Cumhurbaşkanlarında çok düşük olan sayı neden Tayyip Bey zamanında çok büyük sıçrama göstermiştir sorusunun cevabını araştırmak gerekir. Gazeteci hukukçu Taha Akyol bunun iki sebebi olduğunu belirtiyor; toplumun kutuplaştırılmış olması ve yargının durumu.

Cumhurbaşkanının konuşmalarında kutuplaştırıcı, ötekileştirici bir dil kullandığı, tarafsızlıktan oldukça uzaklaştığı gözle görülür bir gerçek. Muhalefet için “gâvurun kılıcını sallayarak üzerimize gelenler” ifadesini kullanabiliyor. Böyle bir üslubun barışı değil, öfkeyi doğuracağı ve hatta kışkırtacağı çok açık. Kutuplaştıran bu dil hakaret ikliminin doğmasına neden olmaktadır.

Yürütmenin başı olan Cumhurbaşkanı, kendi partisinin milletvekillerini belirleyen kişi olması nedeniyle yasama organına da hakim durumdadır. Anayasa Mahkemesi ve Hakimler Savcılar Kuruluna doğrudan ya da dolayı atamalar yapma yetkisinden dolayı da yargıyı kendi çizgisine çekme gücüne sahiptir. Tarafsızlığını ve bağımsızlığını kaybeden bir yargının tutumu da Cumhurbaşkanına hakaret dosyalarının artmasında önemli bir etkendir. Muhalefet partisinin “128 milyar dolar nereye gitti” şeklindeki afişlerinde saray siluetinin bulunması dahi bazı savcılar tarafından Cumhurbaşkanına hakaret sayılmaktadır. Oysa bu soruyu sormak muhalefetin görevidir ve bu soru yürütmenin başı olan Cumhurbaşkanına sorulmayacak da kime sorulacak? Demokratik düzende sıradan bir eleştiri olan bu husus, nasıl olur da, Cumhurbaşkanına hakaret olur?

Bu veriler de gösteriyor ki, Cumhurbaşkanı tarafsız olmalıdır. Partili Cumhurbaşkanı toplumu kutuplaştırarak toplumsal barışı zedelemektedir. Yargının ise “yürütme ile uyumlu yargı” olmaktan çıkartılarak tarafsız ve bağımsızlığı sağlanmalı. Sonuç olarak güçler ayrılığı dediğimiz yasama, yürütme ve yargı güçlerinin birbirinden bağımsız ve birbirini denetleyen, dengeleyen güçler olması gerekir.