İYİ Parti Genel Başkanı sayın Akşener’in Rize’deki gezisinde bazı olaylar yaşandı. Akşener’e yaklaşan bir “başörtülü ablamız” İYİ Parti’nin PKK / teröristler ile işbirliği yaptığını hatırlattı! Akşener de “Seni Allah’a havale ediyorum” diyerek devam eden cevabını yapıştırdı. Sonradan anlaşıldı ki, işin içinde organize bir provokasyon var. İşin içinde Ak Parti İlçe başkanı var! İşin içinde yerel Emniyet Müdürü var! Meğer “başörtülü ablamız” başörtülü de değilmiş! İYİ Parti milletvekili Lütfü Türkkan bu kadının başörtüsüz resimlerini de basına dağıttı. Hatta “Başörtülü ablamızın” milletin bilmem neresine ne yapacağım diyen,Rize yaylalarını yağmalayan Mehmet Cengiz’in taşeronu olan şahsın kardeşi olduğu dahi iddialar arasında! Her neyse! Anlatmak istediğim bu çirkin olay değil! Anlatmak istediğim, bu olaydan dolayı üzerinde durmak istediğim Kürtlerin önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçiminde vereceği oylar konusu.

Önce şu hususta anlaşalım; çağdaş demokrasilerde genel ve eşit oy ilkesi geçerlidir. Genel oy herkesin serbestçe oyunu kullanabilmesi, eşit oy ise dağdaki çobanla profesörün oyunun eşit olması demektir. Yani konumuz açısından bakacak olursak, bu ülkede yaşayan Türkün, Kürdün, Ermeninin, Rumun, Yahudinin, Çingenenin, zenginin, fakirin, okumuşun, okumamışın oyu eşittir. Birisi diğerine üstün değildir. Demokrasiler bu aşamaya hemen gelmediler. Bir takım aşamalardan geçtiler, bazı olaylar yaşandı. Mesela ABD’de siyahiler, daha düne kadar bırakın oy vermeyi, beyazlarla aynı tuvalete gidemiyor, aynı otobüse binemiyorlardı. Bir çok ülkenin geçmişinde kadınların oy verme hakkına sonradan kavuştuğu biliniyor. Bazı demokrasilerin geçmişinde verdiği vergiye göre oy hakkı vardı. Yani fakirler oy veremiyordu. Bazı seçkinci görüşler oyların eşit değil, eğitim seviyesine göre olmasını savunmuştur. Meselâ 27 Mayıs darbesini yapanların anılarına bakın, Demokrat Parti’ye oy verenleri Hassolar, Memolar diye küçümsediklerini, onlara “düşükler”, “kuyruklar” dediklerini görürsünüz. 27 Mayıs Darbesinin yeterli olmadığını düşünerek yeniden darbe yapmaya kalkışan Talat Aydemir anılarında oyların eğitim seviyesine göre ayarlanmasından bahseder. Hatta 61 Anayasası bile bir miktar seçkincidir. Anayasanın yapımında da bulunan Mümtaz Soysal Hoca da 61 Anayasasında “seçkincilik izlerinin mevcudiyetinden” bahseder.  Sonuç olarak bugün için demokrasiler genel ve eşit oy ilkesine ulaşmıştır. Bugün Kürtlerin oylarına talip olanları PKK işbirlikçisi olarak değerlendireneler, Kürtlerin oylarını değersizleştirdiklerinin farkında bile değil. Hani genel ve eşit oy vardı? Nerede kaldı? 

Akıl almaz bir hastalıklı kafa, Kürtlerin oylarına talip olmayı PKK işbirliği olarak görüyor. İşin daha da ilginç yanı, Kürt oylarına Ak Parti talip olursa hiçbir sorun yok, ama muhalefet talip olursa PKK işbirlikçisi! Sevsinler senin mantığını! Yahu, siz değil miydiniz PKK için Oslo Sözleşmesi aktedenler? Siz değil miydiniz, İstanbul Belediye seçimlerinde Kürtlerin oyunu alabilmek için İmralı’ya özel temsilci gönderen? Siz değil miydiniz, Kürtlerin oyu uğruna kırmızı bültenle aranan adamı devletin televizyonuna çıkaran? Sana meşru gördüğünü neden muhalefete “hainlik” olarak görüyorsun? “Hainlik” edebiyatını sevmem ama bu durumda öncelikli “hain” sen olmuyor musun?

 

Cumhurbaşkanlığı seçiminde ilk turda her parti kendi adayını çıkarabilir ki, bu durumda herkes kendi adayına oy verir. İş ikinci tura kalırsa, Kürtlere “siz oy kullanmayın” mı diyeceksiniz? Kime verirlerse versinler, senin benim oyumun kıymeti kadar onların da oyunun kıymeti olmayacak mı? Bunun için suçlamada bulunmak demokrasi anlayışınızın defolu olduğunu gösterir. Kendini milliyetçi zanneden hasta ruhlu bazı dangalakların kafası ile hareket edilerek demokrasi geliştirilemez. Kürtlerin oyunu almak demokrasiye entegrasyonu gösterir k, bu da ülke için doğru olandır. Bu nedenle kime oy verdikleri değil, oy vererek ülke demokrasisine katkıda bulunmuş olmaları anlamlı ve değerlidir.