Abdulkadir KAÇAR

Tarih: 18.01.2026 09:46

Çukurova 19 kitap fuarında yeniden buluşalım

Facebook Twitter Linked-in

Ancak sanat dünyasındaki inanılmaz kıskançlık,

Karşı konulamaz entrika, aşırı çekememezlik,

Her türden ayak oyunları, aşağılamalar, büyük ihanetler,

Şaşılacak oyunbozanlık, biten işe çivi koymalar,

Dostların arkasından kuyu kazmalar, pişmiş aşa su katmak, 

Bazı kifayetsiz muhterislerin ruhlarındaki karanlık, kin, nefret, intikam, ihtiras dünyası burada da ortaya çıktı, 

-Geç canım onunun ki de sanat mı?

-Onun yaptığını ben kıçımla yaparım, 

-Onun çizdiklerini ben kıçımla çizerim,

-O yazar falan değil kendini kandırıyor,

-Daha Kİ, DE, DA ları ayırmasını bilmiyor, 

-Ondan tiyatrocu falan olmaz, tam bir şarlatandır, 

-Halkı gözünü küllüyor, insanların paralarını almak için onları kandırıyor,

-Çok sığ bir insandır, ben 40 yıldır tanırım, 

-Si..ret pezevengi, kendini bir şey sanıyor vs..

Yazar, çizer, müzik, sinema, tiyatro, mimari, dizi film yani sanat dünyasındaki insanlardan bazılarının birbirinin yaptıklarını küçümseyip sürekli aşağılamasının adıdır;

Karşıdaki kişinin yüzüne bir ton iltifat ettikten sonra arkasını döndüklerinde onu yanındaki kişilere karalamasının adıdır bu,

Yukarıda olumsuz yaklaşımların hiç birine bakmayın, duymamış olun, zihninize asla kayıt etmeyin, yok sayın;

Sanat dünyasında kendini asla yetiştirememiş, kin ve nefret dolu, kıskanç küçük insanların büyük kaprisleridir bunlar,

Gerçek sanatın ve sanatçıların tozuna bile ulaşamayanlar, 

Bu işin gerçekten yapanları kolayca hep ret eder, çamur atarlar, bin yıl yaşasalar da bu davranışlarından vazgeçmezler,

Kıskandıkları insan ağzıyla kuş tutsa bile onu asla onaylamaz, beğenmez, her yerde, her ortamda sürekli karalamaktan büyük doyuma ulaşırlar,  

Elinden gelen her türlü hakareti, ihaneti yapıp o kişiye içlerinden nefret ve kin dolu şekilde yaşarlar, ama yüzlerine karşı canım cicim sözünü de sürekli söylerler… 

Aslında böyle kıskanç nefret dolu şekilde davranmalarının nedenlerinden bazıları kısaca şöyledir,

1-Birinci derecede çekememezlik ve aşırı kıskançlık, (ben yapamıyorum o da yapmasın)

2-Bin yıl yaşasa da onun başarısına yetişememe korkusu, yaptıklarını yapamama kompleksi, 

3-Herkes tarafından çok beğenilip takdir edilen onun eserlerinin güzelliği ve muhteşemliğinin altında ezilme acısı, 

4-Onun gibi fiziki yeteneğe sahip olmadığı için, onun gibi sahnede oynayama yeteneğinden yoksun olması,

5-O kişi kadar sanata zaman ayıramamasının verdiği dayanılmaz acı,

6-Onun kadar kendini mesleğine adayamaması, kalıcı bir ürün ortaya koyamaması, 

7-O yazar kadar asla okumamıştır, okuyamayacağının bilincinde olması,

8-O yazar kadar klasiklerle hiçbir zaman tanışmamıştır, bir A-4 sayfası kadar yazı yazamamıştır, 

9-Hayata hep yüzeysel ve de hep uzaktan bakmıştır, insanların yapıp ettikleriyle sürekli dalga geçmiştir, sanat ve sanatçıyla tanışıklığı sadece o kadardır, 

10-İnsanları gerçek sanatçı gibi derinlemesine gözlememiştir, sanatın “S” si ile tanışmamıştır, tanışamayacak olmasının acısıdır,

11-Onun gibi yazdığı konularda derin bilgisi yoktur,

12-Onun gibi evrensele asla ulaşamamıştır,

13-Onun gibi olgunlaşamamış,  bilgeleşememiştir, yüz yıl yaşasa da bunu asla gerçekleştiremeyecek olmasının acısı, 

14-Onun gibi sanat yeteneği yoktur, olmamıştır, olmayacaktır, 

15-Ona yetişememekten, onun gibi kalıcı ve güzel eser verememek, çevresinden o kişi gibi ilgi görememenin aşağılık duygusu ve tüm gücüyle karşı tarafa saldırmaktadır; tüm çırpınmasının, kişilerin yüzüne başka arkasına başka konuşmasının temel nedeni budur…

Yanlış hatırlamıyorsam MAO nun şöyle bir sözü vardır;

-KUYUNUN DİBİNDEKİ KURBAĞALAR GÖKYÜZÜNÜ KUYUNUN AĞZI KADAR SANIR…

Yani bu kişiler kendi basit ve küçücük dünyalarından bir adım dışarıya çıkamamıştır… Gerçekten sanat yapmak için bir ömrü adamanın ne demek olduğu konusunda hiçbir fikirleri yoktur… Gerçekten yazar, çizer, sanatçıları ve onların ortaya koyduğu muhteşem eserleri bu nedenle basit ve yüzeysel olarak değerlendirmenin bir santim ilerisine gitmemiştir, gidememiştir, gidemeyecektir… Kendi yetersizliği, kıskançlığı, entrikası, ayak oyunlarının altında psikoloji olarak ezilecek, ne doğmuş, ne yaşamış, ne de sanatın “S” si ile tanışamadan toprak olup gidecektir…

Oysa gerçek şudur ki; bu sanat sektöründeki çok az sayıda, hatta parmakla gösterilecek kadar az olan;

Gerçekten okuyan, düşünen, sanata hayatı adayan, defalarca yapılan her türlü testlerden en yüksek puanı alarak geçen, inanılmaz kitaplara, ölümsüz düşüncelere ve kalıcı eserlere imza atmayı başaran çok ender insanlar, sanat adına yapılan, yazılan, ortaya konan her emeğe, saygı duyar, sanatçıları gönülden takdir eder, yapanı alkışlar… Karşılarında saygıyla eğilip hürmetlerini gösterirler… 

Çünkü bu şekilde olumlu davrananlar sanatı ve sanatın tüm inceliklerine bakıp çağının ilerisini gören, geleceğe eserler bırakan muhteşem bilgelerdir… Sadece onlar sanatı ve sanatçıyı gönülden destekler ve onaylar, alkışlarlar; sanatları karşısında eğilip minnet ve saygılarını sunarlar… 

Olayın başka bir boyutuna gelince o konuda da şunlar söylenebilir; sanatı ve sanatçıyı çağında tam ve doğru olarak ölçüp biçecek, kilosunu, gramajını tam olarak söyleyip takdir edecek bir sistem algoritma, matematik, geometri vs sistemi yoktur… Bu konuda karar verebilecek bilge insan sayısı ya çok azdır, hatta yok gibidir;

Benim buradan sanatla uğraşan insanlara naçizane önerim ve çağırım şudur ki; ortaya koydukları her türlü eserleriyle ilgili hiç kimseden görüş istemesinler, sormasınlar, söyleyenleri de sözde dinler gibi yapıp geçsinler… Herhangi bir kişiden sanatçı ya da sıradan insan da olsa takdir, onay, alkış beklememeleridir, bana göre buradaki ölçü sadece kişinin kendine verdiği değer olmalıdır… Sen kendine verdiğin değer kadarsın, ne bir fazla, ne bir gram eksik, diğerlerini aklının ucundan bile geçirme…

Ortaya koyduğu eserlerinden, yaptığı çalışmalarının güzelliği ve ölümsüzlüğünden çok eminse; kişi kimseden, alkış, takdir, onay beklemeden, yaptıklarından mutlu olmalıdır, 

Art niyetli olarak yaklaşıp, öküzün altından buzağı arayan, kıskanç ve çekemeyen yeteneksiz kişilerin beden dili ve sözleriyle söylediklerine hiçbir önem vermemelidir…

Kendi bildikleri yoldan ayrılmadan, yaptıklarının takdirini ölümsüz iki bilge olan tarih ve zaman isimli iki hakemin değerlendirmesine bırakıp üretimlerini ısrarla, inatla, bildikleri en güzel şekilde sürdürmeleridir…

NOT; Çukurova 18.kitap fuarı başarıyla sona erdi… Arkada iyi niyetli, güzel insanların eserleriyle tanışan on binlerce kişi kaldı, onların eserlerini okuyacaklar, geleceğin büyük şair ve yazarları bu fuarı gezip, kitap alan, yazarlarla tanışan akıllı kişiler arasından çıkacaktır… Nice kitap fuarlarında buluşmayı canı gönülden dilerim… Dünyayı olumlu bakanlar, sevgi, saygı, hoşgörü, bilgelik ölümsüz düşünceler kurtaracaktır… Ama karar daima okurundur…

 

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —