Abdulkadir KAÇAR

Tarih: 17.02.2026 08:34

Ölen insana hayat; bile ağlar af diler…

Facebook Twitter Linked-in

-Ey insan senin sonunun böyle olacağını inan bilemiyordum,

-Keşke doğmadan önce sana söylemeyi başarabilseydim,

-Ey insan beni sonsuza kadar ne olur bağışla,

-Ey insan beni yalvarırım affet,

-Ey insan ben seni yaşatarak şimdi de katilin oldum

-Ne söylersen, bana ne kadar sitem etsen hakkındır,

-Ne kadar kötü söz söylesen doğrusun,

-Bu aşamada ben suçluyum, sen kurbansın,

-Ama bu gezegendeki hayatının bedeli budur,

-Yani ölerek hayata yani bana olan borcunu ödemiş oldun,

-Ben seni sonsuza kadar bağışladım, sen de beni sonsuza kadar afet ne olur?

-Kısa sürelik beraberliğimizde renkli bir serüveni birlikte sürdürdük,

-Her ikimiz de çok sevindik, çok büyük mutluluklar yaşadık, 

-Her şeyin bir sonunun olduğu gibi benim sana verdiğim süre de burada maalesef bitti,

-Sen bana darılma, ben sana darılmayayım; barış içinde bu gezegende vedalaşalım olur mu?

-Güle güle git insan soyu; iyi ki seni tanıdım; iyi ki senin diğer yüzlerce milyon canlıdan farkını gördüm,

-Sende bu üstünlüğünü zaten yaşayarak tüm evrene kanıtlamış olsun,

-Ben sana hakkımı helal ediyorum; senden de aynı anlayışı bekliyorum insan soyu, 

-Ben seni sonsuza dek bağışladım; sen de beni bağışla sevgi ve saygılarımla yolcu ediyorum,

-Yolun açık olsun bu gezeni ve beni unutma olur mu?

-Tüm insan soyunun söyleyerek avunduğu şu sözü unutma;

-BAKİ KALAN BU KUBBEDE HOŞ BİR SEDA İMİŞ…

Dünya adını verdiğimiz bu gezegende yaşadığımız sürece;

Ölüm tanımadığımız, bilmediğimiz, asla yabancımız değildir,

Tıpkı hayat gibi ölüm de dünyada birlikte vardı, hep var olacaktır,

Yaşı, mesleği, inancı, rengi, cinsiyeti, siyasi ve ekonomik etkinliği ne olursa olsun; ölen her insanın arkasından hayat bile ağlar, ondan af diler ama çaresizdir, 

-Seni bu sahneye ben çıkarttım, besledim, büyüktüm, inanılmaz bir ömür sürdürdüm, ama şimdi artık gidiyorsun, senden özür diliyorum der…

Ölüm isimli gezegenin öz evladı hayatın özenle besleyip büyüttüğü, insana asla acımaz, zamanı geldiğinde görevi acımadan yapar,

Bu gezegende 200 milyon tür olduğu kabul edilen canlılar arasında; ZÜBDE-İ KAİNAT yani evrenin çekirdeği(kendisi küçük bir evren olan) yaratılmışların en üstünü, en akıllısı olan insan soyu, hayatını sürdürdüğü müddetçe ölümü, her ne kadar yok saysa, inkar etse de o hep var olmuştur, var olacaktır;

İnsan kaç uzun yıl yaşasa da onu görmezden gelse de, dünya isimli bu tiyatro sahnesinde ölümün her an her yerdeki varlığı inkâr edilemez; çünkü dünya küresi üstünde yani bu sahnede daima iki başrol oyuncusu vardır,

1-Hayat,

2-Ölüm,

Bunlar birbirini dengeleyen terazinin iki kefesi gibidir; 

Biri olmadan diğeri; diğeri olmadan da birisi bu gezegendeki doğal dengeyi asla sağlayamaz,

Somut olarak söyleyebilirim ki;

Ne hayat insana yabancıdır,

Ne de insana ölüm yabancıdır,

İnsan soyu b gezegende başladığı(diğer 255 milyon tür olduğu kabul edilen canlılar) ortaya çıktığı andan itibaren onlarla birlikte vardır,

Dünya gezegeninin yaşam hayatı başlatır, zamanı gelince can eskiyip sorunlar yaşayınca ölüm de diğer kardeşi hemen görevini yerine getirir; yani değişim, dönüşüm, başkalaşım, devinimi sağlayamayan canlıları, diğerlerine zarar vermesin diye, onlara yer açmak amacıyla alıp öldürür, mezara gönderir,

Dünya gezegeninin ölümsüz iki ev sahibi HAYAT ve ÖLÜM sonsuza kadar canlılarla birlikte varlıklarını, sorumluluğunu aralıksız şekilde sürdürecektir, biri yaşamı başlatacak, diğeri zamanı dolan canlıyı yok edecektir,  

Sözün bittiği yer olan; olayın başka bir yönüne gelince;

Ölen her insan(canlı) aslında, kendine borçlu olarak geldiği hayata karşı farkına bile varmadan borcunu ödemiş olur, 

Doğanın en şaşmaz şekilde milyonlarca yıldan beri kusursuzca ve şaşmadan işleyen bu alış veriş gerçekleşmesi sonucu,

Ne hayatın ölenden alacağı kalır,

Ne de ölümün yaşayandan alacağı kalır,

Sıfıra sıfır elde var sıfır olur…

Yani insan ne doğmuş, ne yaşamış, ne üremiş, ne de ölmüş olur,

Yapılan bilimsel araştırmalara göre hayat 120 milyar insanı bu sahneye çıkartmış, aynı sayıdaki insanı ölüm isimli ev sahibi sahneden indirip sonsuzluğa göndermiştir; olay dünyada hayat var olduğu sürece bu şekilde devam edecektir, 

Olayın değişik başka bir yönüne gelince;

Her ölüm sözün yani hayatın sonsuza kadar sustuğu yerde,

Hükmünü tüm evrene gösterecek biçim acımadan icra etmiştir, eder, edecektir, bu süreç asla durmadan devam edecektir, 

… 

Ölüm görevini yaparken, evrenin en akıllı varlığı olan insana karşı hükmünü acımadan uygular,

Gücünün büyüklüğü, eşsizliği ve şaheserliğini tüm evrene onurlu biçimde gösterir,

Onun kardeşi ve sonsuza kadar dengeyi sağlayan adaşı, dünya isimli evin ikinci sahibi olan hayat şaşkındır, hatta eli kolu bağlıdır, tamamen susar, dur dese durduramaz, itiraz etse edemez, ertelemesini istese isteyemez, kurbanını bağışlamasını dilese önleyemez yapamaz;

Ama kendisinin sahneye çıkarttığı yaşam sunduğu insan hayatı sona ererken, durdurmaya buna gücü yetmediği için onun kendinden utandığı andır;

Sanki bin yıldan beri hiç konuşmamış gibi susar,

Milyarlarca canlıyı sahneye çıkartan kendisi değilmiş gibi, suçlanır, 

Hayat ölümün acımasızlığı karşısında utanarak kenara çekilir, bu sahnede tamamen görünmez ve ölümün gücü karşısında yok olur, hayat verdiği canlının ölüm tarafından yok edildiği ana asla tanıklık etmek istemese de elinden bir şey gelmez, 

Ölümün yaptığı canlılara yaptığı katliam sırasında hayat, 

Acı çeken, ağlayıp sızlayan, feryat eden insanlar arasında sanki susarak hayalet gölge haline dolaşır,

Hayat insana karşı inanılmaz suçlu, utangaç, mahcuptur,

İnsana karşı nasıl acı çeker, nasıl pişmandır, bu sahneyi hiçbir bilge filozof anlatamaz çünkü anlatılamaz,

Ölümün insana uyguladığı onu ortadan kaldıran darbesi karşısında, hayat kendini daima suçlu ve sorumlu sayar, utanır, sıkılır, insanı bu sahneye çıkartmış olmaktan bir tür pişmandır ve cansız ölü rolünü oynar,

Hayat insana karşı sanki milyarlarca yıllık suçludur, çünkü insanda ömrü başlatan kendisi; ölüme karşı onu koruyamamasından da kendini sorumlu sayar, büyük acı çeker ama elinden bir şey gelmez, insanın son nefesini ölüme teslim etmesini engelleyemez, 

O nedenle pişmanlık için binlerce yıllık dilsiz gibi davranır, 

Ölümün hükmünü acımasız ve katliamcı şekilde icra ederek insanı ortadan kaldırdığı sahnede,

Yer yarılsa da yerin dibine girse ama artık bu mümkün değildir,

Hayatın bu aşamada yüzü, kırmızı, mor, siyah renkten renge döner,

Kaçıp dağlara ormanlara gizlenmek ister yapamaz,

Kendini uçurumların en derinine atmak ister mümkün değildir, 

İnsan isimli bu muhteşem canlıya,

Ölümün acımasızca ve vahşice saldırarak yaşattığı acı karşısında

Onu bu sahneye çıkartıp bir ömürlük verdiği için binlerce kez pişmandır, 

Ama bu durumunu asla anlatamaz, anlaşılamaz, anlaşılamayacaktır, 

Ölümün insan(ve diğer canlı türüne karşı) uyguladığı bu katliamı karşısında hayat, eğer hafifçe dile gelip birazcık konuşabilse ölümün verdiği acılara karşı pişmanlığını anlatıp insandan özür dileyecektir;

 

 

 


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —